spontane bir twitter muhabbeti…
ben: böğürtlenler gülerken…
m: üzümler ağlıyordu.
ben: üzümler hep ağladı. böğürtenler hep güldü. Pancarlar hep lezzetsizdi. Yaseminler hep güzel koktu.
m: gazap üzümleri bu yüzden yazılmış.
ben: hmm… belki de.
m: asma yaprağında, sardalya tabağımda ağlıyor. Beyaz peynir hüzünlü. Rakı.. Rakıyı hiç sorma. Derdi çok büyük.
ben: rakı burda daha bi hüzünlü. çünkü ne yaptıysam da sevemedim onu. beyaz peynirse; seviliyor diye mutlu ama… rakızısız… mutsuz.
m: kavunu duyan yok. Masada eksikliğini hisseden yok. Rakı beyaz peynire bakıyor. Yıllar geçiyor kavun yaşlanıyor.
ben: kavun ağır, kavun hassas. karpuz var masada. Hep daha kolay, hep daha sevilen. İnsan… İnsan zoru sevmedi hiç.
m: insan hep dertli. Şerefine kadehim. Kaderimse kadehe bakar durur.
ben: şerefine kadehim. kaderim kadehin içinde boğulsa da, kadeh boşalır, kader biter. Kader yalan. Kadeh boş.
m: kadeh bi dolar bi boşalır. Ben neredeyim?
ben: kadeh mi boşalır dolar, sen mi, ben mi… dolduk mu ki hiç? sandık mı? Yanıldık mı yoksa yanılmak mıydı aslolan? kimdik biz?
Uzun zamandır yaptığım en güzel muhabbetti. O Bozcaada’da, ben Burgaz Ada’da rakılarımızı yudumlarken, farklı mekanlarda, farklı ortamlarda… ama aynı kafada… spontane… Teşekkürler mel.